Türk

‘Ukrayna’da yenemedikleri Rusya’yı, Gürcistan ve Moldova üzerinden sıkıştırmak istiyorlar’

Gazze savaşı odaklı gelişmeler Batı dünyasında Ukrayna çatışması ile başlayan çifte standartlara tavan yaptırıyor. Son olarak Amerikan Temsilciler Meclisi, İsrail’in eleştirilmesini anti-semitizm ile eşdeğer tutan ve Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde İsrail aleyhine olası savaş suçu davasını engellemek için kolları sıvadı. Avrupa Birliği (AB) ise Kafkasya’da Gürcistan’a el atmış durumda. Gürcistan’da parlamento çoğunluğunu temsil eden iktidar partisinin yabancılardan para alan STK’ların bildirimi ile ilgili yasayı geçirmeye soyunması Brüksel’in tepkisini çekti. Daha da az liberal versiyonu ABD’de varken ve AB içerisinde tartışılırken, Batı dünyası, Tiflis’teki tasarıyı ‘Rusya tasarısı’ diye sunuyor.

Ortadoğu ve Kafkasya’daki gerilimlerin ötesinde ABD-Çin ilişkileri de ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken’ın Pekin ziyaretiyle iyiden iyiye gerildi. Blinken, Rusya ile ticareti nedeniyle Çin bankalarına yaptırım sopası sallarken, Çin ekonomisinin ABD’nin istediği tarzda organize edilmesi gerektiğini öne sürdü. Blinken’ın tehditkar mesajları Çin yönetiminin tepkisini çekmiş durumda.

Ortadoğu-Kafkasya ve küresel düzeyde son gelişmeleri Prof. Dr. Hasan Ünal ile konuştuk.

‘Batı dünyası ve ABD, amiyane tabirle kafayı yemiş durumda’

Prof. Dr. Hasan Ünal’a göre, Gazze çatışması Batı’da ‘düşünce ve ifade özgürlüğü’ konusundaki gerilemeyi daha da ortaya sererken, bunun son örneği ABD Temsilciler Meclisi’nin tutumu. Ünal, Temsilciler Meclisi’nin ABD anayasasının ilk maddesini de hiçe sayarak İsrail’e yönelik eleştirileri ‘anti-semitizm’ olarak kabul eden yasa tasarısını onayladığını söyledi:

“Amerika’da Temsilciler Meclisi’nden büyük bir çoğunlukla geçen yasa tasarısını konuşmak gerekiyor. Bu yasa, İsrail’in eleştirilmesini, anti-semitizm olarak kabul ediyor ve cezaya tabi tutuyor. Dolayısıyla Amerika’da İsrail eleştirisi yapamaz oluyorsunuz. Amerikan demokrasisi, nihai hedefine doğru ilerliyor gibi… İnsan hakları kuruluşları vs. her ne kadar uyarıda bulunsa da Kongre’nin alt kanadı Temsilciler Meclisi’nden ezici bir çoğunlukla geçti yasa.

Biliyorsunuz ABD’de üniversite kampüslerinde çok şiddetli protestolar var. Amerikan polisi bu protestolara karşı o kadar garip tedbirler uyguluyor ki… Mesela gece kamp yaparak çadırlarda kalmalarına izin verilmiyor. Siyonist kuruluşlar, bunlara yıldırma hareketleri düzenliyor ama polis bunlara bir şey demiyor. Öğretim üyelerini de ters kelepçe ile tutukluyorlar. Bu yasa Senato’dan da geçerse, böyle protestolar mümkün olmayacak.

Mesela beni bir konferansa davet ettiler. Ben de konuşmamda İsrail’i akademik düzeyde eleştiriyorum. O zaman beni de alıp içeri tıkacaklar. Peki BM’ye gelip giden heyetlere, onlarla bağlantılı gruplara neler olacak? Batı dünyası ve ABD, amiyane tabirle kafayı yemiş durumda. Bunun sonu nereye gidecek? İbret dolu günlerden geçiyoruz. Sonuçlarına bakacağız.”

‘Amerikalılar genelde dar bir gözlükle sadece ABD ve İsrail çıkarları açısından bakarlar’

Netanyahu yönetiminin tutumunun ve Gazze odaklı gelişmelerin ABD’nin Suudi Arabistan ile İsrail arasında arabuluculuk faaliyetlerini sekteye uğrattığını söyleyen Prof. Dr. Ünal, bu açıdan ABD diplomasisinden ziyade Çin’in çok daha başarılı olduğu görüşünde. Ünal, Çinli diplomatların Hamas ve Filistin yönetimi arasında diyalog kurma çabalarına da dikkat çekti:

“Gazze’deki durum hiç de olumlu yönde seyretmiyor. ABD Kongresi’nden üç tarafa askeri yardım çıktı; Ukrayna, İsrail ve Tayvan. Netanyahu’nun tepkisi ‘Müthiş bir sevinçle karşılıyoruz’ oldu. Bugün Temsilciler Meclisi’nden İsrail eleştirisini antisemitizm sayan bir kanun tasarısı geçiriyorsunuz. Ondan sonra da Netanyahu’yu müzakereye ikna etmeye çalışıyorsunuz. Ne için? ‘Bu operasyonlara biraz ara ver de insani yardım gitsin. Artık dünyanın üçte ikisinde hatta Batı dünyasında halkta tepkiler var. Bunu gölgeleyelim. İnsanlara yiyecek götürdüğümüzü gösterelim’ diyorlar. Netanyahu buna da izin vermiyor. Bütün bunlar Ortadoğu’yu nereye götürecek? Pek iyi bir yere götürüyor gibi değil.

Blinken, Suudi Arabistan ile İsrail’i önce bir barışa sonra da barışma sürecine ikna etmeye çalışıyor. Amerika’nın diplomasi yöntemleri bu konularda genellikle başarısızdır. Çinliler, çok daha başarılı bir şekilde devletlerin arasını bulabiliyor. Hatta Pekin bu aralar Hamas ile Filistin otoritesi arasında da bir uzlaşma arayışı içinde. Oradan da olumlu veya beklenmedik sonuçlar çıkarsa şaşırmayacağım. Amerikalılar genelde dar bir gözlükle sadece ABD ve İsrail çıkarları açısından baktıkları için bu işlerde genellikle başarılı olamazlar. Bu defa başaracaklar mı, göreceğiz. Öte yandan Suudilerin şartları var. Suudi Arabistan, ABD ile savunma anlaşmasını kabul ediyor. Bir talebi var mesela, nükleer güç olma konusunda kendisine yardım edilmesi. Ama esas başlangıçta iki temel şey var: İsrail’in Gazze saldırılarına son vermesi, tam ateşkes ortamı sağlanması. İkincisi de iki devletli çözüm konusunda İsrail’in somut adımlar atması. Bu İsrail hükümetinin somut adımlar atacağına herhalde siz de inanmıyorsunuzdur. Dolayısıyla Ortadoğu’da durum pek parlak gözükmüyor.”

‘Türkiye eskiden Filistin konusunda Arap devletlerine destek verirdi’

Ünal’a göre Türk dış politikasının İsrail eleştirileri her ne kadar haklı olsa da, kamuoyuna yönelik diplomasi zarar veriyor. Türkiye’nin Filistin konusunu bir uluslararası kriz olarak değerlendirip Arap devletleri ile temasa geçmesi gerektiğini belirten Ünal, doğrudan müdahil olunmasının yerinde olmadığı uyarısında bulundu:

“Türkiye, İsrail eleştirilerinde haklı. İsrail’in yaptıklarına ve konunun uzmanı herkesin ‘Bu bir soykırımdır’ dediği bir ortamda, Türkiye’nin İsrail’e hiçbir eleştiri yapmadan kenarda oturmasını beklemek anlamlı değil. Burada belki söyleyebileceğim şu: Türkiye’de hükümet bu konuyu kamuoyuyla birlikte yapıyor. Dış politika, kamuoyuyla birlikte yapılmaz, yürütülmez ve gündeme getirilmez. Tamam burada İsrail’in eleştirilmesi mantıklı ama bunu belli bir noktada yapıp, orada bırakıp, İsrail’e de açık kapı bırakarak ihtiyaç halinde onu da kullanmak lazım.

Filistin meselesinde önemli bir ayrım var. Filistin sorunu, Türkiye’nin bir milli davası mıdır, bir dış politika sorunu mudur yoksa takip etmek durumunda olduğu önemli bir uluslararası sorun mudur? Bence üçüncüsü. Bu çerçevede hareket edilecekse, Mısır’a, Suudilere ve diğer Arap ülkelerine destek vermek daha mantıklı olur. Onlar aralarında uzlaşmalı. Çünkü Arap ülkeleri, Filistin konusunda Arap olmayan devletlerin çok fazla etkili olmasını, bazen de ideolojik unsurlar içeren cümlelerle taraf olmasını pek istemiyor. Arapların aralarındaki sorunları da, bu konuyu da hep bir aile içi mesele olarak görüyorlar. Türkiye eskiden onlara destek verirdi ve bu daha yerinde bir politikaydı. Filistinlilerin meşru hakları belli. Bu konuda Arap devletlerinin girişimleri ortada. Onlara tam destek vermek bence daha doğru olur. “

‘Güney Afrika davasına müdahillik mantıklı mı?’

Prof. Dr. Ünal, Türkiye’nin Güney Afrika’nın İsrail’e açtığı ‘soykırım davasına’ müdahil olması konusunda ‘mantıklı mı’ diye sorarken, meselenin daha ziyade iç siyasete hizmet eden bir girişim gibi durduğu değerlendirmesinde bulundu:

“Yani Netanyahu’nun yaptığı bütün vahşete rağmen devlet işleri soğukkanlılıkla ele alınmak durumundadır. İki tarafa da belli bir mesafede durulabilir. İsrail’i sert cümlelerle eleştirebilirsiniz ama açık kapı da orada durabilir. Bu, hükümetin karşısında önemli bir sorun olarak duruyor.

Şimdi mesela Güney Afrika’nın yanında Türkiye’nin de Uluslararası Adalet Divanı’nda yer alması mantıklı mı? Yoksa bu da mı iç politikaya hizmet eden bir girişim? Zaten o davanın görülmesi için Güney Afrika’nın orada olması yeterli. Seçim sonuçlarıyla alakalı olabilir. İsrail’e ihraç edilen mallara kısıtlamadan buraya gelindi. Tüm bunların sebebi, dış politikayı kamuoyuyla birlikte yapma ve yürütme alışkanlığı. Belli bir noktaya kadar işinize yarar iç politikada ama belli bir yerden sonra sizi vurmaya başlar.”

‘Ukrayna’da yenemedikleri Rusya’yı, Gürcistan ve Moldova üzerinden sıkıştırmak istiyorlar’

Prof. Dr. Ünal, özellikle Gürcistan yönetiminin yabancı fonlu STK’ların şeffaflığı konusundaki tutumunun Türkiye için örnek teşkil etmesi gerektiğini vurguladı. Ünal, Rusya’yı Ukrayna’da yenemeyen Batı’nın yeni hedefinin Gürcistan ve Moldova üzerinden karışıklık çıkarmak olduğu görüşünü dile getirdi:

“Gürcü yönetiminin buradaki sivil toplum kuruluşu diye ortada dolaşan bütün kuruluşların fonlanmasıyla ilgili aldığı tavır yerinde. Bunun Türkiye’de de yapılması lazım. Eğer bir kuruluş hakikaten yurt dışından fon alıyorsa, yardım adı altında para alıyorsa incelenmeli. Para çünkü başka bir şey. Yani birlikte faaliyet yapmışsınız, onun da kapsamı dikkatli ele alınmak kaydıyla tamam. Ama siz düzenli para alıyorsunuz, bunun da bilinmesi ve kamuoyuna açıklanması istenmiyor. Bu, çok kabul edilebilir gibi gelmiyor bana. Bunun Türkiye’de de yapılması lazım.

Gürcistan’a özel olarak gelirsek, orada da Rusya’ya karşı cephe açma çabası görülüyor. O çabayı Moldova için de düşünmek lazım çünkü ikisi birlikte anlam ifade ediyor. Ukrayna’da yenemedikleri Rusya’yı, oralardan sıkıştırmak acaba mümkün olabilir mi diye düşünüyorlar.”

‘AB, Ermenistan ve Azerbaycan barış anlaşması imzalamasın diye uğraşıyor’

Azerbaycan lideri Aliyev’in Kafkasya’da ortalığı karıştırmak isteyen odaklar olduğuna dair yorumuna katılan Prof. Dr. Ünal, Avrupa Birliği üyesi bazı ülkelerin Azerbaycan-Ermenistan barış anlaşmasının imzalanmaması için çabaladığını kaydetti:

“Aliyev çok doğru söylüyor. Bazen Macron kendi boyundan büyük işlere girişiyor. En son mesela Avrupa Birliği’nin bir programından Ermenistan’a 10 milyon Euro’luk yardım teklifini Macaristan veto etti. ‘Aynısını Azerbaycan’a da verirseniz onaylarız’ dediler. Orada aslında bir barış anlaşması imzalanmasın diye AB kuruluşları ve Avrupa Birliği üyesi hükümetler, hummalı bir çaba içerisinde. Bir kısmının da umurunda değil. Ermenistan ile Azerbaycan’ın bir nihai anlaşma imzalayarak birbirlerinin toprak bütünlüğünü tanımamaları için hiçbir sebep yok. Paşinyan da buna hazır, Ermenistan halkı da buna hazır. Yani Paşinyan savaşı kaybetti ama seçimi kazandı. Çünkü halk, bu izolasyonu istemiyor. Ayrıca Ermenistan halkı, haklı olduklarına inanmıyor. Dolayısıyla Aliyev’in söylediği tamamen doğru. Birileri geliyor orada barış sürecine çomak sokuyor.

Bence bu çabaların hepsi beyhude. Ermenistan, Azerbaycan ile tam bir anlaşma yapmadan NATO’nun herhangi bir çatısı altına giremez. Burada Türkiye var. Türkiye veto eder. Ayrıca ben bu Avrupalı kuruluşların vs. Ermenistan’ı barış anlaşmasından vazgeçirebileceğini düşünmüyorum. Anlaşma imzalanma ihtimali bana kalırsa diğer ihtimale göre daha fazla.”

‘Amerika’nın modeli dünyaya örnek olacak başarılı bir model değil ki. Çin niye uygulasın?’

Küresel düzeyde ABD-Çin gerilimi Dışişleri Bakanı Antony Blinken’ın Pekin ziyaretiyle yükselirken, Prof. Dr. Ünal, Washington’ın Çin konusunda da ancak vekalet savaşı yürütebileceği görüşünde. Ünal, ABD ve Batı’nın ekonomik meselelerdeki çifte standartlarına da dikkat çekti:

“Dünya savaşına gidilmesi zayıf bir ihtimal, normal şartlarda. Ama bir vekalet savaşını kışkırtabilirler Asya-Pasifik’te. Belki de Tayvan buna gelmez. Sonuçta Ukrayna-Rusya gibi de değil. Aynı halk. Onlar da Çinli. Burada aynısını denemeye kalkışırlar mı? Mevcut Tayvan hükümetini böyle bir şeye ikna edebilirler mi? Bekleyip görmek lazım.

Amerikalıların iddialarını takip ederken gülüyor insan. ‘Borcumu satın al. Benim hazine bakanlığımın çıkardığı kağıtları almaya devam et. Üretim kapasiten çok fazla, azalt’ diyorlar. Böyle bir şey olur mu? Üretim kapasitesini niye azaltsın? ABD, kendisi gibi parasallaşan ekonomi yapmalarını istiyor Çinlilerin. Amerika’nın modeli dünyaya örnek olacak başarılı bir model değil ki. Çin niye aynısını uygulasın? Veya TikTok’u niye satsın? Eğer bu TikTok’u veya 5G’yi kendileri üretmiş olsaydı dünyaya pazarlayacaklardı. Teknoloji liderliğini sürdürdüklerini iddia edeceklerdi. Bin bir türlü reklamla satış yapacaklardı. Şimdi Çin’e ‘Sen bunu bize sat, Amerika alsın bu TikTok’u diyorlar. Bu 5G teknolojisiyle çalışan telefonları burada satamazsınız. Bunların içinde casusluk potansiyeli var’ diyorlar. Yıllarca bütün bu akıllı telefonları dünyaya siz sattınız. Biz de aldık. Demek ki sizin sattığınız bütün telefonlarda casusluk potansiyeli varmış. İçine yüklenebiliyormuş. Çin yükleyince ‘olmaz’ diyorlar. Kendileri yapınca sorun yok. Öyle bir noktaya gidiyoruz ki, şöyle diyorlar: ‘Ben ifade, eleştiri ve gösteri yapma özgürlüğünü kaldırırsam, bu demokrasinin bir gereğidir. Ama diğer ülkeler yaparsa bu otokrasidir.’ Buna da kurallara dayalı düzen diyorlar.”

sarioglanhaber.com.tr

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu